top of page

Meşru Müdafaa (Nefsi Müdafaa) ve Zorunluluk Hali

  • Yazarın fotoğrafı: Tolunay Ceviz
    Tolunay Ceviz
  • 23 Tem 2024
  • 5 dakikada okunur

Meşru Müdafaa nedir ?



Türk Ceza Kanunu’nun 24-34.maddelerinde ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran veya azaltan nedenler ele alınmıştır. Ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran hallerden biri de meşru müdafaadır. Özetle meşru müdafaa, kişinin kendisini veya bir başkasını haksız bir saldırıya karşı koruması anlamına gelir. Türk Ceza Kanunu 25. maddesi meşru müdafaanın ve zorunluluk halinin tanımını yapmış ve şartlarından bahsetmiştir.


TCK Madde 25

(1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

(2) Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.


Kanun maddesinde birinci fıkra meşru savunmadan bahsederken ikinci fıkra da zorunluluk halini tanımlarken şartlarını da belirtmektedir. Kanunun lafzına bakıldığı zaman iki fıkrada düzenlenen bu iki ayrı hal, birbirleriyle neredeyse aynı gibi anlaşılabilmektedir. Önce bu ikisinin farkından bahsetmek gerekir kısaca.


Meşru müdafaa gibi hukuka uygunluk nedenleri mevcut ise eylem tüm hukuk dalları açısından hukuka uygun hâle gelmekte ve ceza sorumluluğu yanında zararı tazmin yükümlülüğü de ortadan kalkmaktadır. Zorunluluk hâli gibi kusurluluğu ortadan kaldıran sebeplerin varlığı hâlinde ise sanığın eylemi suç vasfını korumasına rağmen sanığa ceza hukuku açısından ceza verilmez ancak sanığın zararı tazmin yükümlülüğü devam eder.


Zorunluluk hali 765 sayılı TCK’nunda bir hukuka uygunluk nedeni olarak kabul edilmekte iken, 5237 sayılı TCK’nunda kusurluluğu ortadan kaldıran bir neden olarak sayılmış olup, dolayısıyla 5237 sayılı TCK uygulamasında, zorunluluk halinde suç işleyen kişi hakkında “beraat” değil, TCK’nun 25/2. maddesi uyarınca “ceza verilmesine yer olmadığı” kararı verilmelidir. Bu husus, 5271 sayılı CMK’nun 223/3-b maddesinden de açıkça anlaşılmaktadır.


Buna bir örnek olarak; Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 17.02.2004 gün ve 26-39 sayılı kararında “kendisine saldıran başıboş köpeğe zaruretten dolayı bir el ateş eden”, 24.10.1977 gün ve 332-375 sayılı kararında ise “rastladığı bir kavgayı ve husulü mümkün vahim olayları önlemek ve polisi davet maksadıyla meskun mahalde havaya ateş eden” sanıkların zaruret hali nedeniyle Genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması suçu (TCK m.170) dan ceza verilemez.


Temel Farkları kısaca sayacak olursak;


1.Meşru müdafaa bir hukuka uygunluk sebebi iken zorunluluk hâli kusurluluğu ortadan kaldıran bir hâldir. Yani meşru savunma halinde suç oluşmazken zorunluluk halinde suç oluşuru ancak ceza verilmez.

2-Meşru müdafaada amaç saldırıya karşı savunma iken zorunluluk hâlinde temel amaç tehlikeye karşı korunmaktır.

3-Meşru müdafaada saldırı ancak insan fiilleri kaynaklı iken zorunluluk hâlinde tehlike bir insan fiilinden doğabileceği gibi hayvanlardan veya doğa olaylarından kaynaklanmış olabilir.

4-Meşru müdafaada savunma ancak saldırgana karşı yapılırken zorunluluk hâlinde fiil ,tehlikeye sebebiyet veren kişi dışında bir üçüncü kişiye karşı gerçekleştirilmektedir.

5- Meşru müdafaada saldırının haksız olması mecburi iken zorunluluk hâlinde böyle bir şart aranmaz. Başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikenin bulunması yeterlidir.

6-Zorunluluk hâlinde kişinin tehlikeye kendisinin bilerek sebebiyet vermemiş olması gerekirken meşru müdafaada bulunan kişi saldırıya kendisi sebebiyet vermiş olabilir.

7-Somut olayda meşru müdafaa varsa beraat kararı verilmeli iken zorunluluk hâli varsa ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir.

8-Meşru müdafaa hâlinde failin, saldırgana verilen zarardan ötürü herhangi bir tazmin yükümlülüğü bulunmamakta iken ,fail zorunluluk hâlinde verilen zararlardan hakkaniyet ilkesi gereği sorumludur.

9-Meşru müdafaada saldırıya uğrayana kaçma yükümlülüğü yüklenemezken zorunluluk hâlinde failin kaçmak suretiyle tehlikeyi bertaraf etme imkânı bulunuyorsa fail zorunluluk hâlinden faydalanamaz .

10-Meşru müdafaada saldırı nedeniyle zarar gören hak ile savunma sonucunda zarar gören hak arasında bir oran bulunmalıdır. Zorunluluk hâlinde ise kullanılmak istenen hakkın değeri ile zarar verilen değer arasında oran bulunmalıdır.


Meşru müdafaanın şartları

Kanun koyucu bir hukuka uygunluk nedeni olan meşru müdafaa hükmünün uygulanmasını belli şartlara bağlamıştır. Bu şartları haksız saldırı ve savunma şartları olarak iki kısımda incelemek daha doğru olacaktır.


Saldırı şartları

Haksız nitelikte bir saldırı olmalıdır. Bu saldırı, savunma yapma imkânını güçleştirecek ya da savunma yapma imkânını ortadan kaldıracak mahiyette olmalıdır. Bittiği hâlde tekrarlanması kesin bir saldırının varlığı hâlinde de meşru müdafaa mümkündür. Saldırının meşru gerekçesi olmamalıdır ,aksi hâlde failin meşru müdafaa hükümlerinden yararlanması mümkün değildir.

Saldırı, kişilerin meşru müdafaa ile korunabilen bir hakkına yönelik olmalıdır. Savunmanın meşru sayılabilmesi  için saldırıda bulunulan hakkın hukuk düzeni tarafından korunan bir hak olması gerekir. Failin  meşru savunma ile korunması söz konusu olmayan bir hakkı korumak amacıyla gerçekleştirdiği saldırının meşru savunma hükümlerinden yararlanması mümkün değildir. Örnek olarak, kamu düzeninin korunması devlete ait bir görev olduğundan kamuya, özellikle de devlete ait yararların korunması meşru savunma kapsamında değildir. Örneğin bir seri katili gidip yaralamak, öldürmek meşru müdafaa olmaz.

Meşru müdafaada saldırı ile savunma eşzamanlı olmalı yani saldırı hâlâ mevcut olmalıdır. Meşru savunmadan bahsedebilmemiz için saldırı başlamış ve mevcut olmalı veya saldırının gerçekleşmesi veya tekrarı çok muhtemel olmalıdır. Saldırı bittikten sonra gerçekleştirilen fiilin de  artık meşru savunma adı altında  değerlendirilmesi  mümkün değildir. Örneğin size bir bıçaklı saldırının sonrası saldırı tamamlandıktan sonra saldırgan kaçarken arkasından gidip bir fiilde bulunmak meşru müdafaa kapsamında sayılmayacaktır.


Savunma şartları

Savunmada zorunluluk bulunmalıdır. Failin içinde bulunduğu durum ve şartlar nedeniyle , saldırıdan başka şekilde kurtulmanın mümkün olmaması gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki kişinin kaçmaması ,saldırıdan başka imkânla kurtulması mümkünken bunu yapmadığı şeklinde yorumlanmayacağı yani saldırıya uğrayana kaçma yükümlülüğü yüklenemeyeceği unutulmamalıdır. Yani “ sen savunma yaparak karşılık vermek yerine kaçabilirdin şeklinde bir iddia yapılamaz.”

Savunma saldırgana karşı yapılmış olmalıdır. Saldırıyla ilgisi olmayan üçüncü kişilere karşı yapılan fiilin meşru savunma olarak kabul edilmesi mümkün değildir.

Belki de en önemli görülen şart ise saldırı ile savunma orantılı olmasıdır. Savunulmak istenen hukuki değer ile bu amaçla zarar verilen hukuki değer arasında aşırı bir ölçüsüzlük bulunmamalı, savunma saldırıyı etkisiz hâle getirecek ölçüyü aşmamalıdır.  Savunmada aşırıya kaçılması hâlinde fail somut olayın özelliklerine göre  haksız tahrik hükümlerinden ya da meşru savunmada sınırın aşılması hükümlerinden yararlanabilecektir. Kişi; olayın yarattığı kin ve intikam duygusuyla saldırıya cevap verirse haksız tahrik hükümlerinin uygulanması mümkün olabilecektir. Ancak burada ölçülülük ile kastedilen saldırının gerçekleştirildiği ve savunmasının yapıldığı araçların aynı olması değildir. Meşru savunmadan söz edilebilmesi için saldırıda ve savunmada kullanılan araçların aynı olması gerekmez. İlla bıçaklı saldırıya bıçakla cevap verilecek gibi bir durum yoktur.


Savunmada orantılılık şartının oluşmaması durumunda meşru müdafaada sınırın aşılması durumu ortaya çıkmaktadır.


Meşru müdafaada sınırın aşılması,  TCK’nın 27.maddesiden düzenlenmiş olup madde hükmünde ;” Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.

(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez. ”ifadeleri yer almaktadır .


TCK’nın 27. maddesinin 1. fıkrasında, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de, bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır.


5237 sayılı TCK’nın 27. maddesinin 2. fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre bu hükmün uygulanabilmesi için;


1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması,

2- Saldırıya ilişkin şartların var olması,

3- Savunmaya ilişkin şartlardan “ölçülülük ya da orantılılık” şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,

4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.


Özetle Meşru müdafaada sınırın aşılması hâli üç farklı şekilde gerçekleşebilmektedir:


1-Meşru Müdafaada Sınırın Heyecanla Aşılması


TCK’nin 27.Madde  2.fıkrası hükmü gereğince meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez. Bu hâlde faile ceza verilmemesinin temel nedeni kişinin saldırıya uğraması nedeniyle yaşadığı heyecan, korku veya telaş nedeniyle  davranışlarını yönlendirme yeteneğini kaybetmesi ya da yönlendirme yeteneğinde azalma meydana gelmesidir. Heyecan, korku ve telaş nedeniyle sınırın aşılması değerlendirmesi yapılırken objektif bir değerlendirme yapılarak normal bir insanın duyacağı heyecan, korku ve telaş kıstas kabul edilir. Sübjektif nedenlerle makul olmayan ölçüde duyulan heyecan ,korku veya telaş nedeniyle işlenen fiillerin bu kapsamda değerlendirilmemesi gerekir.


2-Meşru Müdafaada Sınırın Kasten Aşılması


Meşru müdafaada savunma ,failin saldırısını etkisiz kılacak  düzeyde bir fiille değil de daha ağır bir fiil ile  kasten yapılmışsa meşru savunma hükümleri uygulanmaz. Bu durumda fail, kasten işlediği fiilden sorumludur.


3-Meşru Müdafaada Sınırın Hata İle Aşılması


Fail kendisine ya da bir başkasının hakkına yönelik haksız bir saldırı olduğu düşüncesiyle ya da saldırıya ilişkin diğer şartlar gerçekleşmemiş olmasına rağmen gerçekleştiği yanılgısıyla hataya düşerek hareket etmiş olabilir. Bu durumda failin fiili, taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yazılı cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.

 
 
 

Comentarios


bottom of page